kara mizahın en siyah örneklerini izlediğimden olsa gerek, vavien hakkında söylenenlerin aksine gayet tırt geldi bana.
film sayesinde ise tek bir şey fark ettim:
bizim yazlıkta da katlar arasındaki lambanın anahtarlarında vaviyen düzeneği var. yani birinden açıp ötekinden kapatabiliyoruz lambayı. o zamanlar yaygın olmayan bir şey olduğundan, ya da ben katlı ev denen teknoloji ile yeni tanıştığımdan çok harika, dahice bir buluş gibi görünmüştü gözüme.
ama şimdi düşününce. biz o vaviyeni hiç doğru dürüst kullanmadık ki! o lamba tek başına hem alt kata hem de üst kata bir nebze ışık verdiğinden hep gece lambası şeklinde riayet görür. sonuç olarak onu yakan üst kata da çıksa alt kata da inse tekrar söndürme gereği duymaz.
sabah uyanıp söndürünce de nereden söndürdüğün pek önem kazanmıyor tabi...
gitti mi güzelim vaviyenin karizması?
3 Mayıs 2010 Pazartesi
28 Nisan 2010 Çarşamba
su kaybı
alkol tüketimi vücutta su kaybına neden olur ya hani. ertesi sabah uyandığınızda ağzınız kupkuru olur ve inanılmaz bir su tüketimi ihtiyacı hissedersiniz. en yakın damacanaya ağzınızı dayayıp pompaya basarsınız. ardından daha da yakın bir kanepeye tekrardan uzanıp uykuya devam edersiniz. daha medeni yollar da tercih edilebilir tabi.
işte bu mevzuda alkolden daha etkili bir bileşen var: köfte!!
evet köfte.
iki denek alıp birini geceden alkole, ötekini de köfteye yatırın. bakalım sabah kalktığında hangisi daha çok su tüketecek, kontrol edin.
cevap köfteye yatırılan olacaktır.
önemli not: denekleri önceden ipanayla fırçalamak yasak.
işte bu mevzuda alkolden daha etkili bir bileşen var: köfte!!
evet köfte.
iki denek alıp birini geceden alkole, ötekini de köfteye yatırın. bakalım sabah kalktığında hangisi daha çok su tüketecek, kontrol edin.
cevap köfteye yatırılan olacaktır.
önemli not: denekleri önceden ipanayla fırçalamak yasak.
27 Nisan 2010 Salı
doğaçla-ma
bir insanın uzun, bitmek bilmeyen cümlelerinde küçük bir şey yakalamak, kısa küçük cümlelerinde büyük şeyler yakalamaktan daha zor bazen.
hani bir arkadaşınız veya beraber iş yaptığınız kişi, bir an aslında gerçek olmayan bir şey söyler. yalan diyemezsiniz ona. bahane belki, o anın gereğidir. ani çıkmıştır ortaya. siz de o kişinin öyle bir insan olduğunu genelde bildiğinizden o lafın uydurma olduğunu anlasanız da o lafa uyup ona göre yeni bir yol çizmeniz gerekir.
insanları idare etmek bu kadar kolay aslında. tabi bu kural arada samimiyet olmazsa geçerli. işin içine samimi olduğunuz biri girdiğinde başka şeyler bekliyor insan.
daha bana ifade edilmeden çoğu şeyi değil de, her şeyi bilen bir insan olsaydım hayat zevksiz olurdu zaten.
hani bir arkadaşınız veya beraber iş yaptığınız kişi, bir an aslında gerçek olmayan bir şey söyler. yalan diyemezsiniz ona. bahane belki, o anın gereğidir. ani çıkmıştır ortaya. siz de o kişinin öyle bir insan olduğunu genelde bildiğinizden o lafın uydurma olduğunu anlasanız da o lafa uyup ona göre yeni bir yol çizmeniz gerekir.
insanları idare etmek bu kadar kolay aslında. tabi bu kural arada samimiyet olmazsa geçerli. işin içine samimi olduğunuz biri girdiğinde başka şeyler bekliyor insan.
daha bana ifade edilmeden çoğu şeyi değil de, her şeyi bilen bir insan olsaydım hayat zevksiz olurdu zaten.
26 Nisan 2010 Pazartesi
lanet
doğum günlerimin lanetli olduğunu artık düşünmüyorum. eminim.
çözüm olarak da inanılmaz planlar içerisindeyim. önce doğum günümü belirten, bilgi sızdıran bütün kaynakları tek tek kurutacağım. ardından da nüfus cüzdanındaki ay ve gün hanesini kazıyıp silersem sorun kalmaz. yılla ilgili bir problemim yok ne de olsa.
çevrem de yeterince unutkan insanlarla çevrili olduğundan en geç iki sene içerisinde sonuç verecektir bu plan.
ileride illa kutlamak filan istersem izafi bir tarih yaratabilirim. böylece o tarih yakınlarında bir haftalık ev kampı yapıp hiçbir yere çıkmayabilirim.
metucular da lütfen tekrar mayısta yapsınlar conventionlarını.
ayrıca "i am the cosmos, i am the wind"
çözüm olarak da inanılmaz planlar içerisindeyim. önce doğum günümü belirten, bilgi sızdıran bütün kaynakları tek tek kurutacağım. ardından da nüfus cüzdanındaki ay ve gün hanesini kazıyıp silersem sorun kalmaz. yılla ilgili bir problemim yok ne de olsa.
çevrem de yeterince unutkan insanlarla çevrili olduğundan en geç iki sene içerisinde sonuç verecektir bu plan.
ileride illa kutlamak filan istersem izafi bir tarih yaratabilirim. böylece o tarih yakınlarında bir haftalık ev kampı yapıp hiçbir yere çıkmayabilirim.
metucular da lütfen tekrar mayısta yapsınlar conventionlarını.
ayrıca "i am the cosmos, i am the wind"
18 Şubat 2010 Perşembe
tepkisizlik tepkisi
telefondan devam ediyorum.
yolda yürürken yanınızdan geçen kişi bir şeyler söyler. önce size söylediğini sanıp tepki verir, anlam vermeye çalışarak döner bakarsınız. ama o sizin orada olduğunuzdan bile bir haberdir. o an kendi kendine konuştuğunu düşünmeye başlarsınız ki kulağındaki telefon kulaklığı veya o çok aşmış(!) teknolojili kablosuz bluetooth kulaklığı görürsünüz ve "haaa! telefonla konuşuyormuş" ifadesi oluşur yüzünüzde.
son birkaç senedir bu böyle süregeliyordu. ama nitekim en azından benim için değişmiş. şartlı refleksimin şartını değiştirmişim. artık yolda yürürken biri bir şey diyince dönüp bakmıyormuşum "bana kim ne desin ki telefonla konuşuyordur kesin" diye düşünerek. nitekim dün teyzenin biri arkamdan tekrar seslenmek zorunda kaldı.
yolda yürürken yanınızdan geçen kişi bir şeyler söyler. önce size söylediğini sanıp tepki verir, anlam vermeye çalışarak döner bakarsınız. ama o sizin orada olduğunuzdan bile bir haberdir. o an kendi kendine konuştuğunu düşünmeye başlarsınız ki kulağındaki telefon kulaklığı veya o çok aşmış(!) teknolojili kablosuz bluetooth kulaklığı görürsünüz ve "haaa! telefonla konuşuyormuş" ifadesi oluşur yüzünüzde.
son birkaç senedir bu böyle süregeliyordu. ama nitekim en azından benim için değişmiş. şartlı refleksimin şartını değiştirmişim. artık yolda yürürken biri bir şey diyince dönüp bakmıyormuşum "bana kim ne desin ki telefonla konuşuyordur kesin" diye düşünerek. nitekim dün teyzenin biri arkamdan tekrar seslenmek zorunda kaldı.
12 Şubat 2010 Cuma
evrensel dil blackberry
geçen yine saat mecburiyetiyle dolmuşa bindim. bilenler bilirler; dolmuşlardaki resmi dil kürtçedir. ve %78 oranla şoförün yanında aralarında kürtçe anlaşabildiği bir arkadaşı olur. -zaten bu arkadaşların görevi gün boyu bir yerden bir yere giderken arkadaşın dolmuşundan yararlanıyormuş imajı vererek seyahat etmektir.-
nitekim şoför ile bu arkadaşın illa üzerinde koyu koyu sohbet edecekleri bir meseleleri vardır. yol boyu da siz anlamadığınız için bar bar bağırarak gayet rahat konuşurlar. dikkatli dinlerseniz arada bazen bir iki türkçe kelime de yakalarsınız. ilginç olan ise türkçe'ye artık sağlam yerleştiğini kimsenin inkar etmediği ingilizce onlara neden yerleşmesin? çok da sağlam yerleşmiş, evet. yakaladığınız kelimeler dil değiştiriyor artık.
şahit olduğum diyalog tam olarak şöyleydi:
- %&+/'!+
- &/é?%& %&/%+^'?
- %+%/(( blackberry
- blackberry %+/%&&/)%+'
(içses) - aha telefondan bahsediyorlar, anladım!
nitekim şoför ile bu arkadaşın illa üzerinde koyu koyu sohbet edecekleri bir meseleleri vardır. yol boyu da siz anlamadığınız için bar bar bağırarak gayet rahat konuşurlar. dikkatli dinlerseniz arada bazen bir iki türkçe kelime de yakalarsınız. ilginç olan ise türkçe'ye artık sağlam yerleştiğini kimsenin inkar etmediği ingilizce onlara neden yerleşmesin? çok da sağlam yerleşmiş, evet. yakaladığınız kelimeler dil değiştiriyor artık.
şahit olduğum diyalog tam olarak şöyleydi:
- %&+/'!+
- &/é?%& %&/%+^'?
- %+%/(( blackberry
- blackberry %+/%&&/)%+'
(içses) - aha telefondan bahsediyorlar, anladım!
30 Aralık 2009 Çarşamba
zümrüt plastik
http://www.zumrutplastik.com.tr
görüp görebileceğiniz en süpersonik sitelerden bir tanesi.
sizi şöyle karşılıyor noktasına virgülüne dokunmadan;
"dünyada daha kötüsü, daha ucuzu yapılamıyacak hemen hemen hiçbirşey yoktur.
satın almada sadece parasal yönü düşünen kişiler bu tür malzeme üreticileri tarafından ömür boyu sömürülmeye mahkumdur."
yani diyor ki: efendim biz dandik bir malzeme olan plastikten ucuza ürün elde edip siz müşterilerimizi sömürüyoruz. saygılar.
fazla mı açık sözlü? biraz üstü kapalı sanki. üstelik web sitemiz yayına başlamıştır çok önemli bir haber şirket adına.
görüp görebileceğiniz en süpersonik sitelerden bir tanesi.
sizi şöyle karşılıyor noktasına virgülüne dokunmadan;
"dünyada daha kötüsü, daha ucuzu yapılamıyacak hemen hemen hiçbirşey yoktur.
satın almada sadece parasal yönü düşünen kişiler bu tür malzeme üreticileri tarafından ömür boyu sömürülmeye mahkumdur."
yani diyor ki: efendim biz dandik bir malzeme olan plastikten ucuza ürün elde edip siz müşterilerimizi sömürüyoruz. saygılar.
fazla mı açık sözlü? biraz üstü kapalı sanki. üstelik web sitemiz yayına başlamıştır çok önemli bir haber şirket adına.
19 Kasım 2009 Perşembe
metrobüs kemeri
metrobüs zammına rağmen azalmayan metrobüs kalabalığına karşı yeni bir icat bu. işportacıların da yeni gözde ürünü.
şimdi gidip bu kemeri alıyorsunuz, giyip öyle biniyorsunuz metrobüse. böylece metrobüste başınıza gelmesi olası her türlü ford münasebetinden itinayla korunuyorsunuz.
peki nasıl mı? basit renkli bir lastik gibi görünen bu cihaz istemediğiniz yerlerinize dokunmaya hatta dokundurmaya çalışan kişilere makul oranda bir elektrik akımı veriyor. siz de güle oynaya devam ediyorsunuz yolculuğunuza.
özellikle metrobüs hatlarına bağlı üst geçitlerdeki satıcılardan temin edebilirsiniz.
işporta satış fiyatı: 5,00 tl
şimdi gidip bu kemeri alıyorsunuz, giyip öyle biniyorsunuz metrobüse. böylece metrobüste başınıza gelmesi olası her türlü ford münasebetinden itinayla korunuyorsunuz.
peki nasıl mı? basit renkli bir lastik gibi görünen bu cihaz istemediğiniz yerlerinize dokunmaya hatta dokundurmaya çalışan kişilere makul oranda bir elektrik akımı veriyor. siz de güle oynaya devam ediyorsunuz yolculuğunuza.
özellikle metrobüs hatlarına bağlı üst geçitlerdeki satıcılardan temin edebilirsiniz.
işporta satış fiyatı: 5,00 tl
| #17305033 | fb | > | ... | ! | X |
14 Kasım 2009 Cumartesi
ister ucla ister yale
yapmamanız gereken şeyler 124:
güzel bir üniversiteyi kazanın. ardından öküz gibi çalışmaya devam edip yurtdışındaki hatrı sayılır, her duyanın adını bildiği hatta bir kısmının duyduğunda "oha orada mı okuyormuş!" diye tepki verdiği üniversitelerden birine yataydı dikeydi hiçbir türlü geçiş yapmayın! evet özellikle amerikadakilere.
peki neden?
çünkü kılı kırk yarıp, canınızı dişinize takıp çalışarak binbir zorlu prosedürü takip edip ulaştığınız noktada, o güzelim üniversitenizde güzel güzel okuyup türkiye'ye döndüğünüzde büyük bir hayal kırıklığı yaşayacaksınız.
gelirken illaki valizinizde yer kaplayacak olan, okuldan satın aldığınız bilimum yale univercity, harvard univercity vs yazılı polar, sweatshirt ve kazaklardan zaten burada zibilyon tane var. istediğiniz kadar okuyun edin, buraya geldiğinizde zeytinburnu - merter konfeksiyon piyasasından giyinen yurdum gençleriyle aynı statüde sayılacaksınız. sokakta halk içinde giyemeyeceksiniz o giyecekleri.
o zaman değer mi o kadar çalışmaya, akademik kariyer yapmaya? değmez tabi.
işte moda böyle bir şey. hatta o kadar dandik ki altı ayda bir değişiyor demiş wilde. (tamam dandik dememişti)
güzel bir üniversiteyi kazanın. ardından öküz gibi çalışmaya devam edip yurtdışındaki hatrı sayılır, her duyanın adını bildiği hatta bir kısmının duyduğunda "oha orada mı okuyormuş!" diye tepki verdiği üniversitelerden birine yataydı dikeydi hiçbir türlü geçiş yapmayın! evet özellikle amerikadakilere.
peki neden?
çünkü kılı kırk yarıp, canınızı dişinize takıp çalışarak binbir zorlu prosedürü takip edip ulaştığınız noktada, o güzelim üniversitenizde güzel güzel okuyup türkiye'ye döndüğünüzde büyük bir hayal kırıklığı yaşayacaksınız.
gelirken illaki valizinizde yer kaplayacak olan, okuldan satın aldığınız bilimum yale univercity, harvard univercity vs yazılı polar, sweatshirt ve kazaklardan zaten burada zibilyon tane var. istediğiniz kadar okuyun edin, buraya geldiğinizde zeytinburnu - merter konfeksiyon piyasasından giyinen yurdum gençleriyle aynı statüde sayılacaksınız. sokakta halk içinde giyemeyeceksiniz o giyecekleri.
o zaman değer mi o kadar çalışmaya, akademik kariyer yapmaya? değmez tabi.
işte moda böyle bir şey. hatta o kadar dandik ki altı ayda bir değişiyor demiş wilde. (tamam dandik dememişti)
22 Ekim 2009 Perşembe
komego
insanların biraz daha az egosu olsa veya bu kadar komik olmasalar. ben de kimseyle dalga geçmek zorunda kalmasam, daha pozitif bir insan olsam.
komego = komik ego -narsisizm de içerebilir-
komego = komik ego -narsisizm de içerebilir-
14 Ekim 2009 Çarşamba
organ mafyası ve wolverine
mafyanın burnundan getirdiği bir hikayesi vardı sanırım logan'ın. içeriğini hatırlamıyorum tam ama geçenlerde bir arkadaş bahsedince bende hikaye dışında bir ışık yandı...
öncelikle marvel'ın yazdığı kurallara göre biliyoruz ki wolverine'in doku rejenerasyonu organ hatta bir uzuvu tekrar oluşturmaya kadar varabiliyor. buna göre:
organ nakline ihtiyacı olan bir hastanız mı var? wolverine emrinizde. hem de çok cüzi fiyatlarla. ne de olsa maliyetler çok düşük. hatta sıfır! kesip biçip organı çıkarma bile kendi ellerinden. kendi soğuk taşınabilir dondurucunuzla gelin yeter ki.
tamam wolverine tamamen askeri amaçlara hizmet edilsin diye onca operasyon geçirmiş ama onca doktorun içinden biri de "aha lan sınırsız organ nakli makinesi!" dememiş mi ölüm makinesi yerine? demez tabi. çünkü bu mevzu üzerine ne çizgi roman yaratabilirsin ne de film çekebilirsin. satmaz.
ama logan'ı bir hastaneye bağlayıp ondan organ hasat etmenin etiği üzerine bir şeyler hazırlanabilirdi belki. yanına da logan'dan sorumlu dr. house tarzı minyonların sevgilisi olacak bir doktor karakteri koysan yürürdü belki işler.
bir de organ mafyasının logan'ı zapt ettiğini düşünün. iki günde bütün piyasayı ele geçirirlerdi kesin.
öncelikle marvel'ın yazdığı kurallara göre biliyoruz ki wolverine'in doku rejenerasyonu organ hatta bir uzuvu tekrar oluşturmaya kadar varabiliyor. buna göre:
organ nakline ihtiyacı olan bir hastanız mı var? wolverine emrinizde. hem de çok cüzi fiyatlarla. ne de olsa maliyetler çok düşük. hatta sıfır! kesip biçip organı çıkarma bile kendi ellerinden. kendi soğuk taşınabilir dondurucunuzla gelin yeter ki.
tamam wolverine tamamen askeri amaçlara hizmet edilsin diye onca operasyon geçirmiş ama onca doktorun içinden biri de "aha lan sınırsız organ nakli makinesi!" dememiş mi ölüm makinesi yerine? demez tabi. çünkü bu mevzu üzerine ne çizgi roman yaratabilirsin ne de film çekebilirsin. satmaz.
ama logan'ı bir hastaneye bağlayıp ondan organ hasat etmenin etiği üzerine bir şeyler hazırlanabilirdi belki. yanına da logan'dan sorumlu dr. house tarzı minyonların sevgilisi olacak bir doktor karakteri koysan yürürdü belki işler.
bir de organ mafyasının logan'ı zapt ettiğini düşünün. iki günde bütün piyasayı ele geçirirlerdi kesin.
12 Ekim 2009 Pazartesi
-iyiyim. -neden?
yeni hobim bu diyalog öbeği -son bir aydır içine sürüklendiğim wow hariç-
herhangi bir iletişim platformunda genel görünümü şöyle:
-selam
*selam
-naber?
*iyidir senden naper?
-iyi.
-neden?
gayet basit ve net. diyaloga siz başlamadığınız halde bu iletişim kalıbı yüzünden diyalogu devam ettirme zorunluluğunda kalan kişi genelde siz olursunuz. selam verip borçlu çıkma durumu, selam alıp borçlu çıkma durumuna dönüşür bazen, teknoloji sağolsun.
işte bu durumu aşmada etkili bu "neden?" sorusu.
daha geniş bir perspektiften bakarsak biri size iyi olduğunu söylerken nedenini sorgulamayız. hatta kimilerinin hoşuna gitmez iyi olmanız. illa kötü, eh, berbat diyecek ki biri sizi nedenini sorma infiali içine sürüklesin. ama siz "-iyi" cevabı karşısında "-neden?" derseniz başlatma kötü gününden önce iyi gününde bir yanında olayım mesajı verebilirsiniz. bu bakımdan "-neden iyisin? hep kötüyken mi sorcaz ehi!" tepkisi vermek daha sağlıklı olabilir.
çok eğlendim çok. hele ki lafın gelişi "iyi" demeye alışmış bünyelerdeki kilitlenmeleri siz düşünün.
herhangi bir iletişim platformunda genel görünümü şöyle:
-selam
*selam
-naber?
*iyidir senden naper?
-iyi.
-neden?
gayet basit ve net. diyaloga siz başlamadığınız halde bu iletişim kalıbı yüzünden diyalogu devam ettirme zorunluluğunda kalan kişi genelde siz olursunuz. selam verip borçlu çıkma durumu, selam alıp borçlu çıkma durumuna dönüşür bazen, teknoloji sağolsun.
işte bu durumu aşmada etkili bu "neden?" sorusu.
daha geniş bir perspektiften bakarsak biri size iyi olduğunu söylerken nedenini sorgulamayız. hatta kimilerinin hoşuna gitmez iyi olmanız. illa kötü, eh, berbat diyecek ki biri sizi nedenini sorma infiali içine sürüklesin. ama siz "-iyi" cevabı karşısında "-neden?" derseniz başlatma kötü gününden önce iyi gününde bir yanında olayım mesajı verebilirsiniz. bu bakımdan "-neden iyisin? hep kötüyken mi sorcaz ehi!" tepkisi vermek daha sağlıklı olabilir.
çok eğlendim çok. hele ki lafın gelişi "iyi" demeye alışmış bünyelerdeki kilitlenmeleri siz düşünün.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)