22 Ekim 2009 Perşembe

komego

insanların biraz daha az egosu olsa veya bu kadar komik olmasalar. ben de kimseyle dalga geçmek zorunda kalmasam, daha pozitif bir insan olsam.

komego = komik ego -narsisizm de içerebilir-

14 Ekim 2009 Çarşamba

organ mafyası ve wolverine

mafyanın burnundan getirdiği bir hikayesi vardı sanırım logan'ın. içeriğini hatırlamıyorum tam ama geçenlerde bir arkadaş bahsedince bende hikaye dışında bir ışık yandı...

öncelikle marvel'ın yazdığı kurallara göre biliyoruz ki wolverine'in doku rejenerasyonu organ hatta bir uzuvu tekrar oluşturmaya kadar varabiliyor. buna göre:

organ nakline ihtiyacı olan bir hastanız mı var? wolverine emrinizde. hem de çok cüzi fiyatlarla. ne de olsa maliyetler çok düşük. hatta sıfır! kesip biçip organı çıkarma bile kendi ellerinden. kendi soğuk taşınabilir dondurucunuzla gelin yeter ki.

tamam wolverine tamamen askeri amaçlara hizmet edilsin diye onca operasyon geçirmiş ama onca doktorun içinden biri de "aha lan sınırsız organ nakli makinesi!" dememiş mi ölüm makinesi yerine? demez tabi. çünkü bu mevzu üzerine ne çizgi roman yaratabilirsin ne de film çekebilirsin. satmaz.

ama logan'ı bir hastaneye bağlayıp ondan organ hasat etmenin etiği üzerine bir şeyler hazırlanabilirdi belki. yanına da logan'dan sorumlu dr. house tarzı minyonların sevgilisi olacak bir doktor karakteri koysan yürürdü belki işler.

bir de organ mafyasının logan'ı zapt ettiğini düşünün. iki günde bütün piyasayı ele geçirirlerdi kesin.

12 Ekim 2009 Pazartesi

-iyiyim. -neden?

yeni hobim bu diyalog öbeği -son bir aydır içine sürüklendiğim wow hariç-

herhangi bir iletişim platformunda genel görünümü şöyle:

-selam
*selam
-naber?
*iyidir senden naper?
-iyi.
-neden?

gayet basit ve net. diyaloga siz başlamadığınız halde bu iletişim kalıbı yüzünden diyalogu devam ettirme zorunluluğunda kalan kişi genelde siz olursunuz. selam verip borçlu çıkma durumu, selam alıp borçlu çıkma durumuna dönüşür bazen, teknoloji sağolsun.

işte bu durumu aşmada etkili bu "neden?" sorusu.

daha geniş bir perspektiften bakarsak biri size iyi olduğunu söylerken nedenini sorgulamayız. hatta kimilerinin hoşuna gitmez iyi olmanız. illa kötü, eh, berbat diyecek ki biri sizi nedenini sorma infiali içine sürüklesin. ama siz "-iyi" cevabı karşısında "-neden?" derseniz başlatma kötü gününden önce iyi gününde bir yanında olayım mesajı verebilirsiniz. bu bakımdan "-neden iyisin? hep kötüyken mi sorcaz ehi!" tepkisi vermek daha sağlıklı olabilir.

çok eğlendim çok. hele ki lafın gelişi "iyi" demeye alışmış bünyelerdeki kilitlenmeleri siz düşünün.

8 Eylül 2009 Salı

yakalı tişört giyen budaladır!

literatürde tam olarak nasıl geçiyor emin değilim. ama yakalı tişört diyince elbette anlıyorsunuz diye tahmin ediyorum. bildiğiniz tişört ama yaka kısmı düz değil. gömlek gibi yakası var ve önde de göstermelik iki üç düğmesi.

tamam gömleğin de tişörtün de temsil ettiği şeyler ayrı. gömlek resmiliği, tişört rahatlığı, gayri resmiliği, ciddiyetsizliği temsil ediyor; renkli desenli, resimli. peki a benim akıllı çocuğum. sen bunun ikisinin ortasını giyip de çok mu akıllı oluyorsun? aynı zamanda resmi olup diğer yandan ciddiyetinden ödün mü veriyorsun? bu manaya mı geliyor sizce? niyetleri bu zannımca. ortayolcular...

genelde apolitik ve uzlaşmacı insanlar yatıyor bu yakalı tişörtlerin altında. bir yandan yaka kısvesi altına sığınıp belli bir sınıftan olduklarını ima ediyorlar. üstüne tişörtün umursamazlığı ve rahatlığı altına sığınıyorlar. bir de bunu bilinçsizce yapıyorlar emin olun.

bir de iş adamları tatil modu olarak tercih ediyor bu giysiyi. hani o sert yakayı tatil maksadıyla biraz yumuşattık ama yakadan, o ciddi insan görünümünden hiç vazgeçmem serzenişini fısıldıyor size içten içe. onla konuşurken saygıda kusur etmemenizi söylüyor yine de.

elimde olsa yasaklarım bunun giyilmesini, hem türban kadar tepki de çekmez. ne de olsa bir tarafa değil de tarafların ortasında taraf olmamaya çalışan budalalara ait. bana karşı başka bir taraf olmamak için elbette boyun eğer, ses etmezler.

29 Temmuz 2009 Çarşamba

bıkkınlık

onca yapılması gereken iş güç varken ne yapılır. elbette rafın derinliklerinden eski bir oyun alınır ve oynanmaya başlar. o kadar çok şey üst üste sıralanmıştır ki hangisinden başlayayım da ucundan tutayım en azından demezsin. çünkü bitmeyeceğinden eminsindir. hiç bitmez.

bıkkınlık.

warcraft III oynuyorum kaç gündür. campaignler bitsin dota'ya dönmeden wow'a geçersem, okeye dönmeden elimi açmış oyunu sonlandırmış olacağım.

yeni final fantasy çıkana kadar yeni bir hayat lazım bana. bakalım nerede bulacağım.

13 gelince de ps3'tü bilmeneydi bir sürü masraf. asıl 14 online olacak o zaman nereden fedakarlık edeceğim bakalım.

bakalım bakalım nereye kadar gerçi. sizin bakmanıza gerek yok. ben belki bir ara bakarım.

23 Temmuz 2009 Perşembe

şak şuk şlak cıfırss şık şık şık

başlıkta okey taşlarının belirli bir yörüngede çıkardığı sesler yer alıyor. hayır efendim ben uzun zamandır oynamadım ama aynı ölçüt arka apartmandaki balkonlardan birinde ikamet eden komşumsular için geçerli değil. evet balkonda yatıp kalkıyor bunlar. evin diğer kesimlerindeki nükleer atıklar sebebiyle başka bir şansları kalmamış.

bir aydan fazla oldu ama nerdeyse her akşam ne yaparsam yapayım fon müziği olarak bu sesleri dinliyorum. şak şuk şlak cıfırss şık şık şık. evet müzik dinlesem bile fon müziği bu. şak şuk şlak diye oynuyorlar. cıfırss diye taşları karıştırıyorlar. son olarak da bitmeyen o şık şık şık taş dizme sesi başlıyor.

hayır ölümüne zevkli bir oyun da değil ki ne anlarsınız her akşam her akşam.

sigara yasağı başladı ne güzel. biri de çıksa ses geçiren alanlarda okey oynama yasağı çıkarsa ne güzel olacak. en azından horlaması karşı apartmandan çıkıp ta yatak odasına kadar giren adam ortadan kayboldu.

22 Temmuz 2009 Çarşamba

yeni çağın aids'i

sıcaktan elin klavye tutmaması. bir süredir bunu yaşıyorum. yeni bir kronik hastalık. ben keşfettim bunu da nitekim yine. özellikle yaz aylarında çok sık görülüyor.

parmaklarınız bir güzel klavyeye yapışıyor. böylece tuşlara doğru sırada basmakta zorlanıyorsunuz. bu zorlanma ise konsantrasyonunuzu bozuyor ve beyninizdeki düzgün cümle kurma dokularına zarar veriyor. kıvrımlarınız her gün biraz daha düzleşiyor, hem klavyeden hem sıcaktan. mesela konsantrasyon yerine konsantre gibi halk tarafından daha çok kabul gören kelimeler yazabiliyorsunuz.

biraz daha sıkarsam yeni çağın aids'i filan diyebilirim. hatta derim yahu ne olacak.

dedim en tepede.

25 Haziran 2009 Perşembe

siyah-gri bant, mavi-yeşil light

formumu neye mi borçluyum? kilomu nasıl mı koruyorum?

işte bütün bu soruların cevabını bu yazıda veriyorum.

şirinevler köprüsünün ataköy tarafında duraklara inen bir yürüyen merdiven var, sadece yukarıya doğru çalışıyor. işte o merdivene hayatımda hiç binmedim ben.

24 Haziran 2009 Çarşamba

mobilize laptop

geçen bir laptop beğendim. kdv indirimi sağolsun yüzde on daha ucuz ya fiyatlar. gerçekten ucuz görünüyor gözlere. ihtiyacım da yok hani laptopa hiç de olmadı bugüne kadar. işte o yüzden bir laptopum yok hala, amma velakin...

gündüz ofiste akşam evde ayrı ayrı masaüstülerin karşısındayım. ikisi de birbirinden güzel aslında. fakat bir laptop alsam şu eve bağımlılıktan kurtulurum pek bir mobilize olurum hissiyatı var.

mobilized unit gibi.

23 Haziran 2009 Salı

download'dan kasetler yapmak

arada annem eve uğradığında temizlik isteklerinin dışında bazı albüm isteklerinde de bulunuyor. bunların fotoğraf albümü olmayanları elbette müzik albümü oluyor genelde. ama kasetle büyüdüğünden olsa gerek şu sanatçının yeni kasedi çıkmış diyip duruyor bana.

geçen yine gülben ergen isimli türk divasının yeni albümünü istedi benden. "gülben ergen'in yeni kasedi çıkmış, indirsene bana" dedi. "anne" dedim, "bak kaset kalmadı artık, hem internetten kaset indiremiyorsun, sadece albüm indirebiliyorsun. o yüzden son kasedi yazınca bulamıyorum müzik marketlerdeki hiperaktif görevliler gibi." dedim.

fakat ardından bir ampül yandı kafamda. niye böyle bir düzenek kurmamışlar ki diye düşündüm. gerçi olabilir de araştırmadım. ama biz internetten albümü indirsek de cdromda kendiliğinden bir kaset oluşsa. çıkartıp alsak çalsak. çok nadir olsa da kaset sürücüleri vardı galiba. kenarda köşede veya bir dergide görmüştüm. cdrom'un altındaki kaset sürücü ileri sarma hızında hafızadaki mp3'leri kasede kaydediyor olsa. siz de ordan çıkartıp bir güzel kalitesi düşük de olsa dinliyor olsanız. zevk meselesi tabi. hatta tam olarak "yapma demiyorum hobi olarak yine yap" meselesi.

o değil de bir gün öyle bir ampül yanacak ki şu kafada...

14 Haziran 2009 Pazar

memnun oldum

dün o kadar çok gereksiz insanla “sözde” tanıştım ki bir yerden sonra aşağıdaki diyalogu sarf etmeye çalıştım. bir keresinde az kalsın başarıyordum bile.


- merhaba, ben x.
- merhaba, ben de eren.
- memnun oldum.
- bak x, açık olmak gerekirse seni hayatım boyunca bir daha görmeyeceğim, görsem bile adının x olduğunu hatırlamayacağım. hatta blogumda bile adın seni simgeleyen bir x sembolünden ibaret olacak. ama yine de ben de memnun oldum.
- ...

1 Haziran 2009 Pazartesi

kansız

küçük bir pencereden bakıyoruz.
çığlık atıyor biri. öteki yerde yatıyor.
bir diğeri kanda yüzüyor. bakıyoruz. kılımız bile kıpırdamıyor.
alışmışız. haykırıyor bir diğeri.
sonra sesini kısıyoruz pencerenin.
hala akmaya devam ediyor kan.
kanalı değiştiriyoruz. hatta kapatıyoruz oturduğumuz yerden.
yine de akıyor kan. pencerenin kenarlarından sızıyor.
özene bezene aldığımız dvd setimizi yıkıyor.
açıkta olan cdleri sürüklüyor.
yerde birikiyor.

tuttuğum nefesimi veriyorum.
sonra kalkıp içine banabilelim diye ekmek aramaya başlıyorum.
...son